hypnotic

şaşıp kalmış user. noluyo lan burada?

vajinanin haddinden fazla guzel bir sey olmasi

bıçaklan şeftaliyi ortasından hilal şeklinde yar aynısı işte. nesi güzel.

hypnotic

allahın cezası şirket internet yönetimi yüzünden yüzyıllardır lafmacundan uzak kalmış kişilik. kişiliğe gel. pestil gibi oldum lan. çiğnenip çiğnenip sokağa atılmış big babol' a çevirdi iş hayatı beni.

yaprak dokumu

bu dizide tek gerçek hayriye hanım.

cirkinligini makyajla kapatmaya calisan kiz

bizzat benim bu. makyaj yapmadan önce maymuna benziyorken yüzüme attığım her fırça darbesiyle evrimin bir aşamasını canlandırıyor, sonunda yüzüne bakılır bir kadın oluyorum. kimi insanlar çok şanssız!

gorunmezlerle sohbetler

exnihilo' nun tuğla entry şeklinde cevaplar verdiği sohbet olmuş.

hypnotic

bence de sözlüğün en güzel kızı.! şu fotoğraftaki asalete bak mınaki!!

hypnotic

300 metre yükseklikte yamaç paraşütü yaparken telefon açıp "bak şimdi sana bi fıkra anlatıcam" diyen bir babaya sahip yazar. yani böyle böyle büyümüş binsandan ne bekleyebilirsiniz ki?

severek ayrilmak

severek ayrılmak diye birşey yoktur kanımca. "seni terkediyorum ama hani çok da fena değilsin arada yine buluşup sevişelim yurdagül"lük vardır. ya da ne bileyim, "götüm yemiyor sevgilin olarak sürekli yeterlilik sınavına tabi olmaya, ama iyi birisin"cilik vardır. insan sevdiği birinden ayrılmaz. ayrılamaz. ha kendisi de bilinçsiz bi maldır severek ayrıldığına kendisinin de sonsuz bir inancı vardır onu bilemem. zaten öyle adama dencek bişey yok, ayrılmamız daha hayırlı olmuş. birini seviyorsan eğer seviyorsundur, değil ayrılmak 15 gün senden uzakta olmasına bile katlanamazsın. gerisi boş beleş.

yigit

henüz şu isme sahip olup da çirkin olarak nitelendirilebilecek bir adama rastlamadım. efsunlu bir isim olmasından şüpheleniyorum.

burun karistirmak

bir tür masturbasyon.

ingilizce nickle turkceyi kurtarmaya calisan cilgin insan

antin kuntin işlerle uğraşmaz.

az kisi tarafindan bilinen saheser filmler

<bkz: death at the funeral>

şahane bir ingiliz komedisi.

hayata baskasinin gozunden bakabilmek

bu durum sınırlı süreli olduğu sürece şahane birşey. insan daha mantıklı düşünebiliyor, daha doğru adımlar atabiliyor. lakin bunu yaşam felsefen haline getirdiğin anda boku yediğinin resmi oluyor. ondan sonra arkandan kuyunu kazan da, sırtından bıçaklayan da, eşşoğleşşeklik yapan da bir noktada haklı oluveriyor senin gözünde. ondan sonra herkes süper iyi, muhteşem, kendince sebepli sen salak oluyorsun. en mantıklısı en başından bu sağ duyuyu geliştirmemek hacı. oh mis.

turk olmak ve onlenemez yan etkileri

öncelikle şöyle bir itiraf ile girebilirim konuya. türk olduğum için gurur duymuyorum. kendimi özel hissetmediğim gibi çoğu zaman aksine düşünüyorum. bir çok ortamda, işte, oturduğum mahallede, bir şekilde aktif bulunduğum sanal ortamlarda bununla ilişkili örnekleri gördükçe gurur duymadığım için ayrıca gurur duyuyorum.
ama bu demek değil ki, ingiliz, japon, alman, italyan veya dünyada bulunan herhangi bir milletin mensubu olsaydım gururdan donuma sıçar postallarıma kadar kibir bokuyla dolardım. 100 kişiden 15 tanesinin bile benim gibi düşünüyor olduğunu bilmek az da olsa umut vaadediyor. görüyorum ki, kendisini yönetecek adamları seçebilmek bir yana, o adayların bulunduğu meclisi bile kontrol edemeyecek kadar cahil, cehaletinden cesaret alan, eğitimsiz, kültürsüz, korkak, anlayamadığını kabul edemeyen, kabul edemediğini yargılayan, yargılayamadığından korkan, korktuğunu ezen, ezemediğini baş tacı eden bir millet, yakın tarihini televizyon dizilerinden öğrendiğini, takip ettiğini sanan, ergeni amdan, orta yaşlısı götten kurtulamamış, sikilmemiş bir kulağının arkası kalmış olmasına rağmen hala nerdeyse yön tabelasıyla rota gösteren, üstüne üstlük mütemadiyen kendisi dışındakilere bok atan bir millet. yıkılmış, yok olmuş bir osmanlı tarifine özendiği gibi sorgusuz şartsız "doğru" bulan, kendisi dışındaki tüm milletleri, kendi dininin dışındaki tüm dinleri, kendi mezhebi dışındaki tüm mezhepleri yargılayan, suçlayan, beğenmeyen bir millet.

türk olmak herhangi bir artı kazandırmadığı gibi herhangi bir eksiklik de yaratmaz fizyolojik olarak bünyede. sosyolojik olarak kayıplarını sayma gereği bile duymuyorum.

türk olmak aşağı yukarı böyle birşey benim gözümde. yan etkileri de ilerleyeceği yerde evrimde geri adım atıp sağda solda türklük propagandası yapıp "ayermenilerçokfenaaağğğ" geyiğiyle prim yapmaya çalışan denyo ergenler olmanız işte.


<bkz: turk olmaktan utanip turkiye de yasamak>

böyle birşey var bide. bu kadar sığ, bu kadar cahil insanlar siktirolup gitse bizim için esasen bi sorun kalmaz bence. bunu da belirtmeyeyim demedim. hiçbir imkandan kaçınmadım. buyrun anlayabilen anlasın. anlamayana anlatsın, anlamamakta direnenle de hiç uğraşmasın.

askta ayrilik acisinin en cok vurdugu an

onun hediye ettiği çantayı özellikle kullanmaya devam ettiğine, sevdiği parfümü kullandığına, tavsiye ettiği filmleri diğerlerinden önce izlediğine, hala onun aldığı anahtarlığı daha çok sevdiğine, hiç takı takmamana rağmen süpriz hediyesi kolyeyi her siyah gömlek giydiğinde taktığına ve tüm bunları gerçekten farkında olmadan yaptığına aydığın andır.

exnihilo

sözlük sahipliği titrinden ayrı olarak şahane bi insan. insanın bazı arkadaşları oluyor, kırk yıl görüşmese de sonrasında atılan bir mesajda, bir "alo, abi naber ya" da sanki o kırk yıl hiç geçmemiş, arada milyonlarca olay olmamış, hayatlar, bakış açıları, yaşam biçimleri değişmemişçesine kaldığı yerden devam edebildikleri. bu adamla da aşağı yukarı böyle bir muhabbetimiz var. oturup özelimize dair herhangi birşey paylaşmamış olmamıza rağmen, sadece içki masasında ve msn de süregelen gudik muhabbetlere rağmen bir şekilde en yakınıma ulaşamadığım, yardıma muhtaç olduğum bir zamanda sorgusuz sualsiz, zamanın hangi dilimde olduğunu umursamadan bu adamı arayabileceğime inanıyorum. aynı şekilde düşünüyor olmasını da dilerim lakin gecenin bi yarısı arayıp hacı sitenin hiti düştü derse bu durum değişir mi bilmem kdsfksfghkds.

şimdi bu durumu sözlükle ilişkilendirmek gerekirse, yazdığı bir milyon paragraflık yazının sadece 6/5 ini okuyabilme sabrına vakıf olabilmiş olmama rağmen, birşey söylemişse gerçekten doğru olduğu için, hayra alamet olduğu için söylemiştir diyorum.

seneeee sanıyorum 2006' nın son demleri ekşisözlük henüz yazar alımlarını açmamış, bilog müessesesi sarmamış, içimdeki sözlükçü durdurulamaz hale gelmiş, sosyomat vs. de kendimi eylediğim bir dönemde "ekşi' de yazana kadar hiçbir sözlükte yazmam ulan" yeminimi siktir edip, yine bu herifin parmaklamış olduğu ve aşırı provakatif dishi' ye senin ağzına sıçarım ulan diyebilmek için lafmacun' a girmiş bulundum. beklediğimin aksine hakikaten eğlenebildiğim bir ortam oldu. işsiz olmanın verdiği sıkıntıyla neredeyse gece gündüz girdiğim, bir dönem coşup diceylik falan yaptığım bir yer haline geldi lafmacun. şimdi de iş yerinin internet politikası izin verse günümün çoğunluğunu burada geçireceğim fekat mukadderat.

aklım balik olduğu günden beri söylerim, günümün neredeyse % 75' ini kaplayan ekşi sözlük dahil hiçbir internet sitesi birileriyle sidik yarıştıracak, kendini üzecek, gaza gelecek, kavga edecek, asab bozacak nitelikte değildir. hiçbirisinin yokluğu bir eksiklik, varlığı yarım saatini eyleyecek arkadaşlardan fazlasını kazandırmaz- ki bu noktada internetten edindiğim bazı arkadaşlarımı tenzih ederim, vakit ayırıp değer verdiğiniz takdirde dost her yerde dosttur- yaklaşık 3-4 senelik dönemde edindiğim özellikle lafmacun' dan sherry hayvanı, exnihilo şahsı dışında şu sözlüğün bana katmış olduğu çok fazla birşey yok denilebilir. buna rağmen hala buraya zaman ayırıyorsam bunda bir bit yeniği aramamak elde değil. lafmacun' un artık yazmaya değer biryer olmadığını düşünenler ile sıçarcasına yazılacak bir yer olduğunu düşünenler giderse sanırım 3 sene öncesine geri dönülebilir.

şimdi ben bu entryi neden lafmacun org icin ihtar vakti başlığına değil de buraya giriyorum, bi fikrim yok. sözün muhattabı olmasını istediğim kişi ex sanırım. ulan bu kadarcık bile yazının başını kıçını kaçırıyorum bu herif nasıl yazıyo berlin duvarı gibi entryi anlamadım.

kısacası* dostum sallandıracaksın 3-5 tanesini taksim meydanında anca öyle. hedef göstermem gerekirse zibidibigi-pulcu-2ekmek1maltepe ahahahahah.

iclal aydin

komik kadın yahu. onu köşe yazarı yapan gazete ayrıca bir komik.
kadının mesleğini tam olarak çözebilmiş değilim zaten. bir şiirci * olarak çıkıyor karşıma, bir sunucu, bir köşe yazarı. seveni edeni vardır muhakkak bu kadar prim yaptığına göre. ancak bana göre magazin basınının coşkusunu lehine çevirmiş komik bir kadından öte değildir.

intihar etmek

bazen sırf vicdan azabından bin kere ölsün diye birinin adına mektup bırakıp gitmek. değer mi değmez mi orasına henüz karar veremedim, zira hayat da zaten çok yaşanılası birşey değil. tek sorun o vicdan azabıyla yaşamaya çalışanın çektiği ızdırabı öldükten sonra görür müyüm görmez miyim o bilinmezlik engelliyor. görmüyosak kötü yani sonuçta bok yoluna ölmek gibi bişey.

piyangoyu tutturunca ilk olarak kariyi bosamak

bu muhabbeti bugün iş yerinde yaptık. "piyago vurunca karıyı boşamıyacak erkek yoktur" gibi bir argümanla geldiler. çok d mantıksız gelmedi lakin söyle de bir ek yapılabilir. piyangoyu tutturunca ilk olarak karıyı boşayan adam paraları karı kızla ezdikten sonra kuyruğunu kıstırıp kürkçü dükkanına döndüğünde o ibnetoru kabul eden kadınlar olduğu sürece bu adamlar amortide bile boşar o karıyı. iyi de yapar. helal olsun.